40 Yılın Armağanı

Denize gidecektim. Her zaman gittiğim bizim sitenin sakin plajına. O gün kendimde tuhaf bir yorgunluk seziyordum. Sıcak bir Ağustos günüydü, ona veriyordum.

Deniz kenarına indiğimde orada görmeye alışkın olmadığım çok sevdiğim bir tanıdıkla karşılaştım. Ayaküstü sohbete başladık. Başım dönmeye başladı, ayakta zor duruyordum. Ne oluyor diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sıcak çarpmış olmalıydı. Sohbeti zor bitirip kendimi denize attım. Hızlı kulaçlarla dalgalara karşı yüzdüm her zamanki gibi. O da ne! Nefes nefese kaldım. Kalbim küt küt atıyordu! Bu tuhaf hal de neydi böyle. Keyif almaya çalışarak şezlongta oturdum yanımdaki mizah dergisini açarak. Ama bir türlü dinlenemiyordu sanki bedenim.

Sıcaktan kaçmak istiyordum. Çaresiz evin yolunu tuttum. Her zaman keyifle çıktığım yokuş bir sonsuz çöldü şimdi. Evet tuhaf bir durum vardı belki de kalbimden rahatsızlanmıştım!. Kesin kalp olmalıydı bu. Başka ne olabilirdi ki?!..

O sıra bizim yazlığa yakın evinde tatilde bulunan doktor olan yengemde aldım soluğu. Durumu anlattım heyecanla “sanırım ben kalp hastası oldum” dedim! Gülümsedi yengem. Yılların tecrübeli hekimliği ile binlerce başka sebepten biri olabileceğini biliyordu. “Dur bakalım acele etme dinlen biraz” dedi. Bense kalp elektrosu çektirmeyi kafaya koymuştum bile!

Bir kaç gün sonra 40. doğum günüm vardı. Hele onu bir atlatayım, kardiyoloji servisinde alacaktım soluğu. Ama bugünlerin tadını kaçırmak istemiyordum. Sevgilim ve arkadaşlarımla “kutlu doğum haftası” etkinliklerine başladık!

Her gün bol bol içiyordum! Sevgilim beni doğumgünüm için bu yaşa kadar hiç görmemeyi başardığım Pamukkale’ye götürdü. 40. yaşıma burada girdim. Bembeyaz travertenleri tırmandım 7 saat! Sıcacık termal suda yarım saat yüzdüm antik sütunların üstünde.

Akşam yine romantik bir yemekte içilen bolca şarap. Pamukkale dönüşü çok sevdiğimiz dostlarımıza uğradık. Bir türlü başlamayan reglim için masaj yaptı bana dostum şifalı sığla (günlük) ormanının ortasında. Topladığım hayıt tohumlarının çayını da içtim “söktürsün” diye! Yani yapılmayacak ne varsa yaptım oysa ne bileyim ki içimde sökülmemeye niyetli biri büyüyordu!

Döndükten sonra da doktora gitmek için acele etmedim. Yolculuğa çıkmadan önce ufaktan bir kuşkuya düşüp piyasada adı sanı olan en fiyatlı gebelik testini almıştım ve sonuç negatif çıkmıştı ne de olsa!! Bu arada kutlu doğumgünü haftam devam ediyordu ve kâh bir dostun evinde kâh bir deniz kenarı masasında demlenmeye devam ediyorduk!

Yeni bir dünyaya uyanış

Sonra o gün geldi… Yıllardır tanıdığım pek tatlı kadın doğumcuma uğrayacaktım. Gebelik de olmadığına göre bir derdim mi vardı acaba? Yaşım da kutladığım 40’tı artık. Belki de erken menapoz? Tüm bu sorular aklımdayken annem beni yalnız bırakmak istemedi. O da geldi doktor Şermin hanıma.

Masasında yılların tanışıklığıyla gülüşerek biraz hoşbeş ettikten sonra muayene odasına girdik. “Kist falan olabilir Pelinciğim” diyordu kontrolü sürdürürken her zamanki rahatlatıcı samimi tavrıyla. Regli geciktirebilirmiş. Derken birden “A a! Bebek var ayol burada!” diye neşeyle ünlemesin mi!! Onun o anki neşeli karşılayışının Mira’yı bu kadar emin bir sevgiyle dünyaya getirmemde payı vardır ♡ Bu arada neşeli ve şaşkın seslerimizi duyan annem de odaya daldı ve o an hepimiz için geri dönülmez yepyeni bir yolculuk başladı…

Gerçekten yeni bir dünyaya uyanmıştım. Hiç beklemediğim, planlamadığım, üzerine düşünmediğim hatta artık olmaz dediğim birşey oluyordu. Bebeğim oluyordu! Sevgilime mesaj çektim kısa ve netti “Baba oluyorsun!” Hiç bir şüphem yoktu. Bebeğim sağlıkla ve sevgiyle dünyaya gelecekti.

Zaten bu haberi duyan herkes, tatlı dostlarım, 90 yaşındaki dedem (mutluluk gözyaşları içinde), teyzesi, böyle sürpriz bir durumdan hiç hoşlanmayacak babam bile öyle sevgiyle kabul etti ki bebeğimi! Sanki herkes bunu bekliyordu. Mira kendinden emin biçimde, bizleri de neşeli bir enerjiye kaptırarak gümbür gümbür geliyordu!

Anneliği öğrenmek:)

Fakat ne annelik ne gebelik ne de bebek hakkında bir şey biliyordum. Dedim ya hiç üzerine düşündüğüm bir konu olmamıştı hayatım boyunca! Bir gün bebişin gelişine çok sevinen bir can dostumla bahçemde otururken bana ortak tanıdığımız tatlı bir hatunun stajyer doula olduğundan ve onunla görüşebileceğimden söz etti. Emin olamadım önce hiçbir bilgim yoktu çünkü. Aynı günün akşamı Gökşen, -dostumla konuştuğumdan haberi olmadan- bana stajını tamamlamak adına ücretsiz doulalık hizmeti vermek istediğini yazınca bu anlamlı tesadüfe hemen evet dedim ☺

Bir süre sonra stajyer doula Gökşen Coşkunyuva ile ilk görüşmemizi yaptık (stajyerliğini benimle tamamlayacaktı). Küçük bebeği olduğundan (Zeynep o zaman 3 aylıktı) ben atlayıp onun evine gittim. Önce karşılıklı biraz çekingen bir görüşme geçirdik. Meğer ikimizin de hayatında bir dönüm anı olacakmış 😊 Gökşen kısa bir süre sonra “Anneliğe Geçişte Destek” adını verdiği bir grup kurdu ve giderek genişletti. (Instagram ve FB’den gruba ulaşabilirsiniz) Kısa süre sonra İstanbul Doğum Akademisinden eğitimli ebe Seher Yıldız da katıldı aramıza. Ve biz gebeleri eğitmeye başladılar. Anneliğe Geçişte Destek buluşmaları adı altında birbirinden önemli başlıklarla ücretsiz toplantılar düzenlediler ardı ardına. Büyük hevesle koşuyorduk bu neşe dolu ve hepimize çok iyi gelen toplantılara. Ne sponsor, ne ücret söz konusuydu. Her katılımcı imece usulü evinde yaptığı sağlıklı gıdalar elinde geliyordu toplantılara. Saatlerce ayrılmak istemiyordu buraya gelen bu çıkarsız, yargılamasız, koşulsuz paylaşım ortamından.

Kısa sürede “ebeler gebeler bebeler babalar” grubu haline geldik. AGD buluşmaları dışında da toplanmaya başladık.

Bunlardan biri de benim için en anlamlısı olan Mira’yı karşılama toplanmasıydı. Kadim bir şamanik gelenekten yola çıkarak Mira’mızın ruhunu onurlandıran bir “hoşgeliyorsun, sevgiyle bekleniyorsun” ritüeliydi aslında bu. Tüm gebe dostlar ve eşleri, aramıza katılalı 20 gün olmuş olan Sade bebek, doulam Gökşen, eğitmen ebemiz Seher ve doğum doktorum Şermin, hep beraber müthiş bir enerji yükselttik. Şarkılı ağlamalı sarılmalı Miramızın adına zeytin ağacı dikmeli bahçeli yeşili yemeli içmeli bol sohbetli renkli bir toplantıydı.😊💕

Geliş

Mart bitiyordu. Mira gelmeye hazır olmak üzereydi hissediyordum. Fakat bir türlü başaşağı doğum pozisyonuna geçmiyordu. Bağdaş kurmuş oturuyordu! AGD grubumuzda ve doktoru ile aramızda adı “küçük Buddha”ya çıkmıştı 😊 Esprisini yapıp gülüyordum ama bir yandan tedirgin olmaya başlamıştım. Mira dönmezse sezaryen olasılığı artıyordu ve her ne kadar ters bebekler de normal doğumla dünyaya gelebilseler de ilk gebeliğim olması ve içimde fısıldayan ses doğrultusunda bunu tercih etmeyecektim. Oysa en doğal ve sevgi dolu biçimde dünyayla tanıştırmak istiyordum bebeğimi.

Doulam Gökşen ile birlikte “spinning baby” “ters bebeği döndürme” çalışmaya başladık. Çeşitli egzersizler yapıyordum, meditatif biçimde bebekle dönmesi için konuşuyordum hatta homeopatik bir yol da denedim. Fakat Mira her ultrason muayenesinde göründüğü kadarıyla pek keyifli biçimde dikine oturmaya devam ediyordu! Artık ben de hissediyordum başı nerde poposu nerede olduğunu. Ve dönmediğini hatta dönmeyeceğini biliyordum içsel olarak…

Sonunda ağlamalı bir süreçle de olsa Mira’nın sezaryen ile dünyaya gelme olasılığının büyük olduğunu kabul ettim. Doulam Gökşen ve eğitmenimiz ebe Seher en doğru doğumun olması gereken doğum olduğu fikri ile bizi yoğurduklarından rahatlatmışlardı. Ayrıca doğum doktorum sevgili Şermin Güvençer de “gerekirse nazik bir sezaryen (gentle c-section) yaparız” demeye başlamıştı bile. Bebeğin ve bedenin bilgeliğine tamamen güveniyordum, artık olması gerektiği gibi en doğru doğumu en sevgi dolu hale getirmeye hazırdık, hepimiz.

Yine bir AGD toplantısındaydık ve artık Mart’ın son günleriydi. 39. haftamdaydım ve içten içe bunun gebe olarak katıldığım son toplantı olduğunu hissediyordum hattta bunu söyledim de 😊

Mira’da bir hareketlilik ve kasılmalarımda 4 saatlik de olsa bir düzen farkettim. Tuhaf bir durumdu çünkü doulam hatta o günkü toplantıya katılan doğum doktorum da yanımdaydı. Bu nasıl bir güven ve rahatlık içinde bir durumdu ki kasılmaları umursamadım bile 😊 sadece Mira’ya hatırlattım; bir Nisan Koç kızı olmasını istiyordum çok. Hayatımdaki Nisan Koç’larının anlamlı varlığından dolayı. Bir gün daha sabretmesini rica ettim 😉

Öyle de yaptı. Büyük ihtimal kendi planı da zaten buydu. Çünkü benim için doğumun kendiliğinden başlaması çok önemliydi. Doğum hormonları salgılanmalıydı. Bebek hazır olmalıydı. Sütüm gelmeliydi. Sezaryen de olsa kesinlikle gün planlama niyetim yoktu.

Toplantının ertesi günü olan Pazar, kasılmalarım 4’er saatte 1 düzenle hafif hafif seyrediyordu. Pek umursamıyor, nefesle karşılıyordum. O gün bizim bahçede birbirinden haberi olmadan bütün ailem toplandı 😊 Sanki bilmeden bir gelişi kutluyorduk! Uzun uzun oturduk. Ben sadece biraz fazla ağırlaşmış hissediyordum oturup kalkarken. Anacığım da bana acıyan gözlerle bakıyordu 🤣 Akşam zor oturdum. Zaten bir süredir sert zemin için yerde ince bir minderin üzerinde oturabiliyordum. O gece 11:30 gibi yatağa gittim. Yorgun hissediyordum eşim salonda film izliyordu. Hemen uykuya dalmışım.

Geçiş

Derinden hafif bir acı ve bacaklarımda sıcak bir akışın ani hissiyle uykumdan uyanırken ağzımdan inceden bir “ahh!” çıktı. Arada kapalı iki kapı olmasına rağmen eşim nasıl olduysa o inlememi duyup bir saniyede yanımda bitti! (Sonradan sorduğumda “sesini duymadım ki “bebek geliyor” diyen bir fısıltı duydum kulağımda” diyor! 😊)

Bir kasılmayla birlikte kesem patlamış ve suyum gelmişti. Saat 00.45’ti. Önce doulam Gökşen’e mesaj attım. Sonra dünden haberli olan doktorumu aradım. Panik duygum yoktu. Aksine eve bir neşe havası hakim olmuştu 😊 Eşim bir yandan heyecanla hızlı hareket ediyor bir yandan da espriler sıralıyordu. Bu arada tuhaf bir hızla kasılmalarımın 10 dakikada 1’e düştüğünü farkettim! Bu ne hızdı! Şimdi düşünüyorum da sezaryen olacağım için bebeğe gerekli hormonları bir an önce salgılayabilmek için acele etmiş sanki bilge beden!

Dalgalarımın arası sıklaştığı için hastaneye doğru yola çıkmak için fazla beklemedik. Doğum planımızda aileme hemen haber vermek yoktu. Mümkünse bebek geldikten sonra bildirmek daha stressiz bir doğum için tercihimizdi. Hem onlar hem biz strese girmeyecektik böylece. Yanımda sadece doulam ve eşim olacaktı. Annem ve kızkardeşim hemen yanımdaki evde oturuyorlar. Bu yüzden gecenin bir yarısı arabamıza sessizce binip sıvışmamız gerekti. Pencereden o saatte gidişimizi görseler kesinlikle duruma uyanırlardı ama Mira yıldızımın bahtı yine parlıyordu ve hiçbiri farketmedi gidişimizi 🙂 Onlara sabaha karşı mutlu bir anne ve koynunda uyuyan bebek fotoğrafı gittiğinde şoklara girdiler elbet ama sonradan bu stresi yaşatmadığımız için özellikle annem ve babam çok teşekkür ettiler. (Tavsiye olunur)

20 dakikalık hastane yolunda arabada bir kaç dalga atlattım. Aramızda genel olarak hakim duygu hala neşeydi 😊 Hatta dörtlüleri yakıp kırmızı ışıklarda durmadan yol almak pek hoşumuza gitmişti! Ara sıra böyle yapsak diye takılıyorduk birbirimize. Hastaneye varıp acilin önünde durduğumuzda kapımı bir el açtı. Kapıdaki görevlidir diye öylesine baktığımda Gökşenimi karşımda gördüm 😊 O an eve gelmiş gibi hissettim. Sonra bizi acil odasına aldılar, NST cihazı bağlandı, bize gece hemşiresi eşlik ediyordu. Doktorum birazdan yola çıkacağını bildirmişti. Bu arada eşim harıl harıl doğum planımızın uygulanması için motivasyon üretiyor, doulam Gökşen ise benim dalgaları kolay karşılamam için çabalıyordu. Yine tuhaf bir hızla dalgalar 3 dakikada 1e düşmüştü! Bu hızdan şüphelenerek ilk ve son çatı muayenesi ile açıklığıma bakmasına izin verdim hemşirenin. Sadece 3 cm açılma vardı. Bebek dönmemiş, böylece sezaryen olacağım kesinleşmişti.

Artık odaya çıkmıştık, doktorumun gelmesi ve ameliyathanenin hazırlanması bekleniyordu. Bu anda aklıma birşey geldi; nasılsa normal doğuma giremeyecektim ama kasılmalar ve dalgaları bir süre daha yaşayabilecektim (bu arada bebeğin doğuma hazır olması ve süt üretimi için oksitosin salgılanabilecekti) Bu dalgaları bilinçli karşılamaya karar verdim. Bir çeşit deney olacaktı. Gelen dalgayı bilerek kasılarak ve korkarak karşıladım. İnanılmaz canım yandı ve sanki kasılma daha şiddetli oldu. Bir sonrakini Gökşen’in eliyle zarifçe havaya çizdiği deniz dalgasını izleyerek karşıladım. Tuhaf şey dalga sanki diğerlerinin 10’da 1’i kadar acı vericiydi!. Bilerek yaptığım bu deneyi gebe dostlarımla her fırsatta paylaşıyorum 😊 Bu noktada bir doula/doğum destekçisi ile çalışmış olmanın getirisi paha biçilemez.

Odadaki rutin prosedürlerden sonra ameliyathaneye gitme vakti geldi. Eşim ve doulam da benimle birlikte doğuma girecekti. Bahtı güzel, yıldızı yüksek Miramın şansına gece ekibinde bu konuda bir pürüz yaşanmadı (sonradan, aynı hastanede gündüz sezaryene giren bir gebe dostumuzun eşinin ve doulasının ne yazık ki içeri alınmadığını öğrendik) Bu arada doulamın ve eşimin doğuma girerken o heyecan içinde eğlendikleri kareleri sonradan telefonumda bulmak pek hoş oldu! 😀

Sıcacık bir ameliyathane!

Ve Mira’nın gelişi… Saat artık sabaha karşı sularına dönmüştü. Doktorum geldi her zamanki sıcak kanlı neşesiyle ortalığı ısıttı ki zaten keyifli bir ekip vardı içerde. Doulamla bir sağlıkçının şakalaştığını duyuyordum yattığım yerden. Spinal sezaryen olacaktım ve bunun için omuriliğime bir iğne yemem gerekiyordu. Ah! Almamaya çalıştığım tüm o ilaçlar, gıda takviyeleri, müdahaleler… Hepinize şu an koca bir güle güle!

Bu kız dünyaya böyle gelmeyi seçmişti, bir bildiği vardı; “verin iğneyi!” dedim.😊 Ama önce gelen dalgayı karşılamak için izin istedim. Bizi sakin ve detaylı açıklamalarıyla rahatlatan anestezi uzmanı Dr Cenk bey, tam bir profesyonel ve centilmendi. Kibarca izni verdi. Ve ben doğumumun son dalgasıyla acı/tatlı biçimde vedalaştım.

Artık yatıyordum. Bedenimle arama mavi bir perde çekilmişti. Vücudumun güney sahilleri giderek bir sis ardında kayboluyordu 😊 Ama kuzeyde hala neşe ve tam bir canlılık vardı. Batımda doulam, doğumda kocam ile gülüşüp duruyorduk. Sanki kesilip biçilen ben değilmişim gibi!

Bu arada üzerimdeki ameliyathane lambasına yansıyan görüntüden nasıl kesildiğimi de izliyordum çaktırmadan! Ama o kadar umrumda değildi ki başka bir bedendi sanki o. İçinden bebeğimin çıkacağı heyecanı ve neşesi her tür kaygıyı bastırıyordu ve elbetteki bu işi yapan kişiye olan muhabbetli güvenim ve iki yanımdaki meleklerimin varlıkları…

O an yaklaşmıştı. Miracık geliyordu. Ona loş bir odada, mümkün olduğunca müdahalesiz doğal bir doğum hediye edememiştim… Ama güvendeydik, huzurluyduk.

Korkmamasını istiyordum. Ağzımdan basit bir melodiyle “Mira seni seviyoruuuz!” cümlesi dökülüverdi o an. İkinci tekrarda Gökşen üçüncüde eşim de katıldı. Sabaha karşı dev hastanenin soğuk ameliyathanesi şimdi bu şarkıyla çınlıyordu 😊 Sanırım o geceki ekip bunu hep hatırlayacak! 😃Bizi neşeli gözyaşlarına sürükleyen bu şarkımız eşliğinde Miram dünyaya çıktı. Yüzüme damlayan sıcak birşey hissettim. Gözlerimi yukarı kaldırdığımda hayatım boyu unutmayacağım o bakışları gördüm. Sakin ve ciddi biçimde bana bakan iki iri göz. Nasılda kendinde ve net bir bakış! Yepyeni bir insandı o, içimden çıkan biri değildi sanki o kadar kendine ait… “Merhaba tanışabilir miyiz?” demek geldi içimden. Hala da onun böyle biri olduğunu düşünüyorum.💚 Ağlamıyordu Mira. Gayet sakin biçimde, gözünü bana dikmiş bakıyordu (sanırım göbek bağı hala attığından henüz nefes almamıştı) O anın fotoğrafını çekmek isterdim. Ama o bakışın fotoğrafı benim zihnimde capcanlı duruyor ve sanırım hep de duracak…

Sonra telaşlı bir hareketle gözümün önünden silindi bu gitmesini hiç istemediğim bakış. Doktor Şermin bebeği çekmişti hızla. Arkadaki telaşı sezebiliyordum. Bebek ağlamıyordu. Ama ufacık da olsa bir kuşku, korku belirmedi içimde. Çünkü biliyordum Miram iyi ve sapasağlam bir kızdı. Hemen arkasından da ilki cılız ardından güçlü bir çığlık ile çınlattı dünyayı. Doktorların neşelenmişti şimdi sesleri. Benim yüzümdeki gülümseme bakiydi. Ve tabii telaşlandıklarını sezdiysem de bana hiç hissettirmeyen canım doulam ve eşimin yüzündeki gülümsemeler 🙂

Anne-bebek dostu sezaryen

Doğum planımıza göre eğer sezaryen olmam gerekirse -ki gerekmişti- şartlar el verdiğince anne-bebek dostu sezaryen yapılacak bebeğin göbek bağı hemen kesilmeyecek hemen anneye gösterilecek sonra babaya teslim edilecekti. Yine doğum planımızda hastaneye de yazılı ve imzalı olarak verdiğimiz gibi, bebeğe rutin muayenelerin gerekliyse çok azı yapılacak -ağız burun aspirasyonu gibi- bebek yıkanmayacak, topuk kanı alınmayacak, hiç bir aşı yapılmayacak ve K vitamini verilmeyecekti (bugün de bu kararlarımızdan oldukça mutluyuz) Sağlık görevlileri büyük ölçüde planımıza uydu. Yani o gecenin fizik koşullarına göre en uygun ve gerçekçi planı uyguladık. Bir ara yattığım yerden ameliyathanede bir curcuna duydum; çocuk doktoru Mira’yı kapan babasının ardından “steril değilll!” diye haykırıyordu ☺ Oysa ki eşim de doulam gibi steril ameliyathane kıyafetleri içindeydi. Sonradan öğrendim ki doktor beyin doğum planımızdan haberi yokmuş, ondanmış şaşkınlığı 😊

Bir iki işlem -bebeği giydirme gibi- babanın kucağında yapıldıktan sonra babamız Mira’yı odaya çıkardı. Sonradan telefonumda bulduğum selfilere bakınca başbaşa ilk saatlerinin pek neşeli geçtiğini gördüm 🙂

Bu arada bebeğimin çıktığı yer dikilirken doulam beni hiç yalnız bırakmadı ve güven verici tatlı sohbetiyle o 45 dakikanın nasıl geçtiğini hissettirmedi bana. Odaya çıktığımda yepyeni bir dünyaya çıkacaktım, aslında “anne” olduğum bir dünyaya. Bunun heyecanı üzerine konuşuyorduk doulamla. Daha önceden tanımadığım tuhaf bir güç ve sorumluluğun damarlarıma dolmaya başladığını hissediyordum. Bu “annelik”ti.

İşte 40 yılda 1 gelen minik meleğimle kavuşma öykümüz budur ☺ Anneliğe hazırlanırken aldığım -ve hala da süren- kıymetli desteklerin; doğuma hazırlık eğitimleri, yoga, meditasyon ve en önemlisi de doula desteğinin bebeğimi hazır biçimde ve aşkla karşılamamda payı büyük. Hatta çok yaygın olduğuna üzüldüğüm emzirme problemini hiç yaşamamamızda da etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Bir beden bebek yapıyorsa sütünü de yapar ve bebek memeyi kolaylıkla en doğru biçimde alır. Bu eğitimler bende bu fikri öyle güzel oturttu ki aynen yaşadığımız da bu oldu. Bu yüzden her fırsatta tüm anne adaylarına doğum destekçilerine ve böyle gruplara ulaşmalarını, çevrelerinde yoksa da oluşturmalarını öneriyorum.

Bütün bu hikayenin ve 40 yılımın armağanı budur işte; Ömrümün ikinci yarısında yanımda yol gösteren bir yıldız* var 🙂 Göklerim artık hiç karanlık kalmayacak!..

“Mira Mira yıldız Mira,

Bize geldi bir kız; Mira!” ♡

*Mira’nın sözlük anlamlarından biri; geceleri yunuslara yol gösteren yıldız☆

Mira’nın annesi Mia ❤

Reklamlar

40 Yılın Armağanı” üzerine 4 yorum

  1. Bende bir nefesde okudum daha karnındayken bilmeden ona nini okuduğum miracığımızın her anını bu kadar özenle düşünmüş olduğun için teşekkür ederim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s