Gönüllü düşülen ” hastalık”: AŞK !

aşşşk

İki gündür malumunuz “Sevgililer Günü” furyasından tüm dünya Aşka kesti 🙂 Tüketim kültürünün bayıldığı günlerden biri olduğundan çok onayladığımı söyleyemem fakat “Sevgi” sözcüğü ve enerjisini ister istemez her yana taşıması yine de pozitif bir durum olsa gerek…
Bu konsept içinde televizyonlarda “Aşk”ı inceleyen belgesellere denk geldim ve notlar alarak izledim. Biri Aşkın Tarihi üzerineydi ve literatür karıştırarak herkesin ulaşabileceği konulardı, burada çok girmeye gerek yok.
Diğeri ise sosyolog, psikolog, hekim ve araştırmacı yazarlardan oluşan bir grup insana Aşk’ın analiz ettirilmesiydi ki bu daha ilginçti.

Aşk’ın kimyası
Aşk’ın kimyasından söz etti önce hekim. Aşk basit bir kimya işiydi! Aşık olan kişide “dopamin” “nor adrenalin” gibi hormonlar yükseliyor ve kişi başka şey düşünemez halde tutkuya düşüyordu. Aşık kişilerde düşük seratonin düzeyine rastlandığını söylediler (bunu hiç anlamadım! Aşk bende yüksek mutluluk yaratır! :p ) ve bir başka düşük seviye “rahatsızlığı” olan obsesif-kompulsif bozuklukla aynı semptomu yani düşük seratonin düzeyini gösterdiğinden o halde Aşk = Takıntı hastalığıydı! 🙂
Bu tıbbi olarak anlaşılabilir bir durum. Fakat nacizane fikrim; Doğa kanunları o kadar özel ve şaşmaz bir düzen içinde hareket etmekte ki; zaten yaşanılan, hissedilen hatta düşünüle HER ŞEY’in beyinde farklı kimyasal yapıları ve nörolojik bağlantıları harekete geçirdiği biliniyor! O halde her duygulanıma bir başka “hastalık” adını vermemiz gerekecek! 🙂
Bir de aşkın ilginç bir yönü iki farklı dünyayı tüm yönleriyle biraraya getirme, iki’den bir’i var etme çabası olduğundan yoğun duygular da iki yönlü olurmuş. Bu zorlu yolculuğun sevinç kadar hüzün, uyum kadar çatışma yaratması da bundanmış…

Devamında uzman hekimin anlattığı ilginç bir şey daha vardı: Aşk, ancak tutkular doyurulamadığında, ulaşılmadığında mümkündü… Leyla ve Mecnun, Kerem ile Aslı vb buradan alıyordu gücünü. Ulaşılan Aşklar için bir süre sonra güven ve huzur telkin eden “Sevgi” hormonları yani endorfin, prolaktin ve oksitosine dönüşüyordu. Bunlardan endorfin, “morfin” bazlı bir hormon olup bir çeşit “rahatlama”, “uyuşma” sağlıyordu… Bu uyuşmayı da bilirim, yaratıcılığı epey baltalar! :p

Kimya bir yana Fizik’e gelelim;
Neredeyse her dilde “Aşk’a düşmek” diye bir deyim olduğunu biliyor muydunuz? Aşk’a düşülüyor gerçekten hem de göre göre, bile bile, hatta koşa koşa düşülüyor 🙂 Ve Aşk’a düşen kişide (gerçekten kendini Aşk’a teslime edenlerden bahsediyorum) inanılmaz değişimler baş gösteriyor… Yazar İlhan Uçkan, Aşk belgeselinde: “Ne kadar çok aşık olursanız kendinizi bulma yolunda o kadar ilerlersiniz” dedi! Kesinlikle katılıyorum. Burada Aşkın niceliği kadar niteliği de belirleyici bence. Yani çok sayıda aşk, ya da deriin bir tek aşk bile bu yolculukta anlamlı. Zaten en derini en vurucusu olacak ve en karanlık köşelerinizle yüzleştirecek sizi hazır olun! (yaşamamış olanlar için “spam” yani filmin gidişatını açık ettim gibi oldu, ama bu yazıyı okuyorsanız göreceğiniz vardı demek 🙂 ). Ve siz bu yüzleşmede öyle şaşıracaksınız kendinize… Çünkü “hayatta kabbullenemem” dediğiniz şeyleri pek leziz bir tatlı gibi seve seve mideye indirirken bulacaksınız kendinizi 😉 İşte bu sindirmeler, kabullenmeler kendinizi tanımalarla sonunda “kendiniz” olup özgürleşeceksiniz zaten… Dolayısıyla Aşk; bir grup insanın (ben de içlerine dahilim) kendini bulma yolculuğundaki katalizörüdür.

aşklı
Nerede o eski aşklar?! Hala buralarda… 😉
Eski Aşklar niye yok? sorusu da çok meşgul etti belgeseldekileri… Suçu modernitede buldular. Tüketim toplumunda aşk da artık kolay erişilebilir ve tüketilip yenilenebilir bir nesne olarak “raflardaki” yerini almıştı. Eskiden aşk ulaşılmazdı. Hatta Anadolu’de dedikleri gibi “sevdiği kızı verirlerse evlenir, vermezlerse âşık olur”du delikanlı. Ulaşılamayan, imkansız aşklarda tutku sürer giderdi… Kavuşulursa tükenir ya da dönüşürdü dediklerine göre. İçinde cinsellik olmayan aşklarınsa hastalıklı aşklar olduğunu savundular. Çünkü aşk, hem zihinsel hem bedensel bir “vuslatı” arzulardı.
Bu vuslat arzusunun âşıklara neler yaptırdığını bilirsiniz… Benim de hayatımda duyduğum bir kaç ilginç öykü var. Ana-babası bahçede dolaşırken sevdiğini evde gizleyenler; başka bir semte gidiyorum diyerek başka bir şehirde geceyi geçirenler, ama hala unutmadığım en ilginç gelen, sevdiği kız gündüzleri okuldayken 3 gün evdeki yatağının altında saklanıp ciğerlerini üşüten eski bir arkadaşımın hikayesi 🙂

İşte aşk insana böyle deli cesareti veriyor, ne hoş! 🙂 Biraz deli bir hal de vermiyor değil! Sevdiğinden uçan bir tatlı sözcük âşık gönlü zıplatıp yanaklarında güller açtırırken, bir kırgınlıkta uzayıp giden sessizliklerin fiziksel olarak güçten düşürmesi kadar net…

aşşşkkkkk
Bu arada ben o “Eski Aşklar”ın aslında kaybolmadığına ama biraz biçim değiştirmişse ve epey azalmışsa da hala varolduğuna inananlardan hatta bilenlerdenim! 😉
Sakal seni makkabınan yolayım 🙂
Ne dil dinler aşk; ne din, ne yaş ne baş… Aşk geldi mi başa, hepsi kalkar göçer bu ayrımların 🙂 Aşk’ın bir başka ülkesi vardır, bir başka takvimi, bir başka dili… Dünyevi ölçütlerin hiçbirine duymaz ihtiyaç, onun başkadır cetveli 😉

Aşk’ı en iyi bilip en iyi söyleyenlerden Karacaoğlan yaşı ilerlediğinde demiş ya:
Değirmenden gelirim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del olur aklı
On beş yaşında kırk beş belikli
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi neyleyim
🙂
*makkap: Anadolu söyleminde cımbız
İlginç bir not: Yunanlılar Aşk’ı dört evreye ayırmış:
Anne-baba aşkına: Storge
arkadaşlığa: Filia
Tensel aşka: Eros
Tinsel (ruhsal) aşka: Agape
demişler.
İlahi aşk konusu ise başka bir manzume malzemesi 🙂 Ama hani şu ortada dönen Elif Şafak’ın Şems-i Tebrizi’ye ithaf ettiği sözün dediği gibi: “Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba İlahî aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevî, semavî ya da cismanî diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşkın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde…”

Aşk üzerine kilometrelerce yazabilirim! 🙂 Ama haddimi bilip Aşk’ı en güzel söyleyenlerden iki satır ile bitireyim şimdilik…
Bir de bugünlerde Aşk deyince içimde uçuşan bahar şarkısını kulaklarınızda çınlatayım; içinde tam bir âşık nazlanması bulunan: “İstemem senden başka birini, tamamlıyoruz birbirimizi” 😉

aşkk

İşitin ey yarenler
Kıymetli nesnedir aşk
Değmelere verilmez
Hürmetli nesnedir aşk

Hem cefadır hem sefa
Hamza’yı attı Kaf’a
Aşk iledir Mustafa
Devletli nesnedir aşk

Dağa düşer kül eyler
Gönüllere yol eyler
Sultanları kul eyler
Cüretli nesnedir aşk

Denizleri kaynatır
Mevce gelir oynatır
Kayaları söyletir
Kuvvetli nesnedir aşk

Akılları şaşırtır
Deryalara düşürür
Nice ciğer pişirir
Key odlu nesnedir aşk

Miskin Yunus n’eylesin
Derdin kime söylesin
Varsın dostu toylasın
Lezzetli nesnedir aşk

Yunus Emre ♥

“İstemem senden başka birini; tamamlıyoruz birbirimizi…” diyen bahar kuşudur Aşk 😉

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s